1 Aralık Dünya AIDS Günü.02.12.2025

         Acquired Immune Deficiency Syndrome (AIDS), edinilmiş bağışıklık yetersizliği sendromu olup, HIV virüsünün kişinin bağışıklık sistemine saldırması sonucu ortaya çıkan HIV’in en ileri aşamasıdır. HIV, vücudun enfeksiyonlarla savaşmasına yardımcı olan birçok beyaz kan hücresini yok ederek bağışıklık sistemine zarar verir. AIDS’in en yaygın belirtileri anormal kilo kaybı, gece terlemesi, ishal ve yüksek ateştir. AIDS hastalığına neden olan temel faktör HIV virüsü olarak bilinirken kesin tedavisi mümkün olmayan AIDS hastalığı ilaçlarla kontrol altına alınmaya çalışılır. 

HIV/AIDS Hastalığı Nedir?

Human Immunodeficiency Virus (HIV), vücudun enfeksiyonla savaşmasına yardımcı olan T hücrelerine saldırarak kişiyi hastalıklara karşı savunmasız hale getiren insan bağışıklık yetmezliği virüsüdür. Virüsün en önemli etkisi bağışıklık sistemini zayıflatmasıdır. Tedavi edilmediğinde HIV'in son aşaması olan AIDS'e yol açar. Bu durum normal şartlarda kişiyi hasta etmeyecek enfeksiyonlarla bile mücadele edemeyen bir bağışıklık sisteminin oluşmasına sebebiyet verir.

Kronik ve potansiyel yaşam tehdidi barındıran bir hastalık olan AIDS, HIV virüsünün vücuda girmesiyle meydana gelir ve kesin tedavisi mümkün olmadığı için kişinin vücudunda ömür boyu kalır. 

Kas ağrıları, baş ağrısı, boğaz ağrısı, ateş ve gece terlemeleri, lenf bezlerinde şişlik, ishal ve ağızda pamukçuk gibi enfeksiyonların gelişmesi aids hastalığında görülen belirtilerdir. Bu belirtiler aidsin neden olduğu şikayetler olduğu için kesin tanı için test yaptırılması gerekmektedir.

HIV/AIDS Neden Olur?

AIDS hastalığı, HIV virüsünün vücuda girmesiyle kişinin bağışıklık sisteminin düşmesi sonucu meydana gelir. HIV, vücudun hastalıklarla mücadele etmesine yardımcı olma konusunda büyük rol oynayan beyaz kan hücreleri olan CD4 T hücrelerini yok eder. Kişi ne kadar az CD4 T hücresine sahip olursa bağışıklık sistemi de bir o kadar zayıflar.

AIDS'e dönüşmeden yıllar önce çok az belirti yaşanması veya hiç semptom göstermeden HIV enfeksiyonu geçirilmesi mümkündür. AIDS tanısı, CD4 T hücre sayısı 200'ün altına düştüğünde veya ciddi bir enfeksiyon, kanser gibi AIDS'i tanımlayan bir komplikasyona sahip olunduğunda konur.

Tedavisi olmadığı için kronik bir şekilde kişinin vücudunda ömür boyu kalır ancak ilaçlarla birlikte kontrol altına alınmaya çalışılır.

HIV/AIDS Nasıl Bulaşır?

Korunmasız bir şekilde cinsel birliktelik yaşamak ve uyuşturucu almak için iğneleri paylaşmak HIV'in en yaygın bulaş nedenidir. Diğer yandan enfekte bir kişinin vücut sıvıları, kan, anne sütü, meni, vajinal ve rektal sıvıları da HIV'in bulaş yollarıdır. Her cinsiyetten insanlar HIV'e yakalanabilir ve HIV virüsünü yayarak AIDS hastalığının oluşumuna neden olabilir. 

HIV virüsü vücuda ağızdan, anüsten, penisten, vajinadan veya kırık derinizden girebilir. Bir kesik ya da yara olmadığı sürece deriden geçemeyen HIV virüsü ayrıca hamile kişilerden bebeklere de geçebilir. Doğurganlık çağındaki tüm kadınların AIDS konusunda bilgilendirilmesi ve gerekiyorsa test uygulanması önerilir. Hamile anneye ve doğum sonrasında bebeğe koruyucu ilaç tedavisi uygulanarak bulaşma riski önemli oranda önlenebilmektedir.

HIV'in vücut dışı ortamda yaşayamaması ve oldukça narin bir virüs olması nedeniyle, virüsün bulaşması için belirli koşulların oluşması gerekir. Virüsün yoğun olarak bulunduğu vücut sıvıları aracılığıyla bulaşması, belirli temas yollarına işaret eder. HIV bulaşma yolları aşağıda sıralanmıştır.

Cinsel Yolla Bulaşma

HIV'in en sık bulaşma şeklidir. Korunmasız vajinal, anal veya oral yolla gerçekleşen cinsel ilişkilerde virüs, enfekte kişinin vücut sıvılarındaki virüsün sağlam veya hasarlı mukozal yüzeylerle temasıyla bulaşabilir. Anal ilişki, mukoza yapısının daha hassas olması nedeniyle virüsün bulaşma riskini artırır. Prezervatif kullanmamak, çok eşlilik ve cinsel yolla bulaşan diğer enfeksiyonların varlığı bu riski yükseltir.

Kan Yoluyla Bulaşma

Uyuşturucu bağımlılarının aynı iğne ve enjektörü kullanmaları, virüslü kanın doğrudan bir kişiden diğerine geçmesine neden olur. Bu da, HIV'in en hızlı ve etkili bulaşma yollarından biridir.

Kan Nakli ve Kan Ürünleri

Günümüzde kan bağışları sıkı testlerden geçirildiği için kan transfüzyonuyla bulaşma riski oldukça düşüktür. Ancak geçmişte, tarama testleri gelişmeden önce bu önemli bir bulaşma yolu olmuştur.

Steril Olmayan Tıbbi Gereçler

Özellikle sterilizasyonun yetersiz olduğu ortamlarda; diş fırçaları, jiletler, manikür aletleri, dövme ve piercing malzemeleri gibi kişisel bakım aletleri dahil tıbbi ve cerrahi aletlerin ortak kullanımı veya doğru şekilde sterilize edilmemesi durumunda virüs bulaşabilir. Bu tür durumlarda kan yoluyla bulaşma riski bulunur.

Anneden Bebeğe Bulaşma

HIV pozitif bir anne, hamilelik sırasında, doğum anında veya emzirme yoluyla virüsü bebeğine geçirebilir. Ancak modern tıbbi tedaviler (antiretroviral ilaçlar) ve doğum sonrası alınacak anne sütünün yerine formül mama kullanılması gibi önlemlerle bu risk dramatik şekilde azaltılarak yüzde 1'in altına düşürülebilmektedir.

HIV'in Bulaşmadığı Durumlar

HIV, gündelik sosyal temaslarla bulaşmaz. Yani aynı ortamda bulunmak, tokalaşmak, sarılmak, aynı tuvaleti veya banyoyu kullanmak, aynı kaptan yemek yemek, havuzda yüzmek, sinek veya böcek ısırmaları gibi durumlarla HIV bulaşmaz. Virüs, hava, su veya tükürük yoluyla bulaşmadığı için, sosyal hayatta herhangi bir kısıtlamaya neden olmaz. HIV ile yaşayan bireylerin toplumsal yaşama aktif olarak katılımları teşvik edilmelidir.

HIV Belirtileri Nelerdir?

HIV virüsü kişiye bulaştıktan sonra kişide ateş, baş ağrısı, döküntü ve boğaz ağrısı gibi belirtiler görülür.  HIV virüsü belirtileri genel olarak şunlardır:

  • Ateş ve titreme
  • Gece terlemeleri
  • Boğaz ağrısı
  • Lenf düğümlerinde şişme
  • Ağız ülserleri
  • Döküntü
  • Kas ağrıları
  • Yorgunluk

AIDS Belirtileri Nelerdir?

AIDS belirtileri ateş, baş ağrısı, döküntü ve boğaz ağrısı yanı sıra, bağışıklık sisteminin zayıflaması sonucu lenf bezlerinde şişme, hızlı kilo kaybı, sık sık ateşlenme, ishal, gece terlemeleri ve ağız içi yaralar ortaya çıkmasıdır. 

AIDS hastalarında görülen belirtiler genel olarak şunları içerir:

  • Hızlı kilo kaybı
  • Gece terlemeleri
  • Ateş
  • İshal
  • Aşırı yorgunluk ve halsizlik
  • Lenf bezlerinde şişme
  • Ağızda beyaz lekeler ve cinsel organda yara oluşumu
  • Deri döküntüleri ve ciltte pullanma
  • Boğaz ağrısı
  • Akciğerde iltihaplanma sonucu zatürre gelişmesi
  • Ciltte kırmızı, kahverengi, pembe veya morumsu lekeler
  • Depresyon gibi psikolojik sorunların başlaması
  • Hafıza kaybı gibi nörolojik problemler

Aids belirtileri şu şekilde açıklanabilir:

Hızlı kilo kaybı

HIV virüsünün vücuda girmesiyle enfeksiyonlara karşı savunmasız hale gelen vücudun bağışıklık sistemi düşer. Meydana gelen enfeksiyonlar, hormonal ve metabolik değişiklikler veya HIV ilaçlarının yan etkileri kişide kilo kaybına sebebiyet verebilir.

Gece terlemeleri

HIV'li kişilerde semptom olarak hem ateş hem de gece terlemesi görülebilir. Bu durumların her ikisi de vücudun virüsle savaşmaya çalıştığının göstergesidir. Vücut bir enfeksiyonla savaşmaya başladığında vücut ısısı yükselir ve terleme yaşanır.

Tekrarlayan ateş

Vücuda HIV'e virüsü giriş yaptığında bağışıklık sistemi, kendisini savunmak için bu duruma antikorlar üreterek yanıt verir. Akut HIV enfeksiyonunun bu aşamasına "serokonversiyon" adı verilir. Vücut zararlı patojenleri öldürmeye çalışırken vücut sıcaklığı yükselir ve tekrar eden yüksek ateş ortaya çıkar.

Lenf bezlerinde şişme

HIV virüsü sonucu oluşan AIDS hastalığında meydana gelen lenf bezlerinde şişme belirtisi enfeksiyonun lenf sıvısı yoluyla düğümlere ulaşmasıyla meydana gelir. HIV en sık koltuk altı ve kasıkların yanı sıra boyun çevresindeki lenf düğümlerinde de görülür.

Ağız içinde ve cinsel organda yaralar

AIDS hastalığında bağışıklık sisteminin zayıflaması sonucu vücut meydana gelen enfeksiyonlarla mücadele etmekte zorlanır ve bu durumun yansıması olarak ağız içinde yaralar oluşabilir.

Vücutta mor veya pembemsi lekeler

HIV’le birlikte oluşan AIDS hastalığı virüsün bağışıklık sistemi üzerindeki etkisi nedeniyle vücutta mor veya pembemsi renkte yaralar oluşmasına zemin hazırlayabilir.

Kronikleşen ishal

AIDS hastalığının sindirim sistemini ve bağırsakları etkilemesi kişinin ishal yaşamasına neden olur.

Hafıza kaybı

HIV beyindeki sinir hücrelerine zarar verip devre dışı bırakmasına neden olabilir. HIV, kalp hastalıkları da dahil olmak üzere diğer yaşlanma süreçlerinin yanı sıra hafıza kayıplarına da neden olabilen genel inflamasyona sebebiyet verebilir.

Kas ağrıları

HIV enfeksiyonu eklem ve kas ağrısının yanı sıra eklemlerin etrafındaki yumuşak dokularda ve eklemlerde iltihaplanmaya neden olurken ayrıca virüs eklemlerin içindeki sıvının içine girerek ağrılı reaksiyonları tetikleyebilir.

HIV/AIDS Nasıl Teşhis Edilir?

HIV enfeksiyonuna neden olabilecek teması olan kişilerin mutlaka test yaptırması gerekmektedir. Öncelikle mümkün olan en kısa zamanda bir hekime başvurarak izlenecek yol ve testin ne zaman yapılacağı belirlenmelidir.

Nükleik asit testleri (NAT, PCR) genellikle HIV enfeksiyonunu riskli temastan 10-33 gün sonra göstermektedir.

Damardan alınan kanla çalışılan antijen/antikor testleri HIV enfeksiyonunu riskli temastan 18-45 gün sonra çıkmaktadır. Tanıda vücutta HIV virüsüne karşı oluşan, anti-HIV antikor olarak adlandırılan madde aranmaktadır. Bu amaçla genellikle ELISA testi kullanılmaktadır. ELISA pek çok hastalığın tanısında kullanılan bir testin adıdır, yalnızca AIDS’e özel bir test değildir. Bu testin pozitif bulunması durumunda anti-HIV antikoru daha detaylı olarak gösteren doğrulama testleri (Western Blot) uygulanmaktadır.

Virüsün genetik maddesinin varlığını ve miktarını saptayan testler (PCR, polimeraz zincir reaksiyonu) hem gerekli durumlarda tanıda yardımcı olarak, hem de tedavinin takibinde ve ilaçların etkinliğinin izlenmesinde kullanılmaktadır. Virüsün bazı yapısal proteinlerini araştıran testlere de gerekli durumlarda başvurulabilir.

HIV/AIDS Testi Nedir?

ELISA testi olarak da adlandırılan HIV testi bir antijen (örneğin mikroorganizmanın özel bir proteini) ve bir antikor (antijene karşı üretilen protein yapısındaki molekül) arasındaki reaksiyonu göstererek çeşitli hastalıkların tanısında kullanılmaktadır. Testin sonucunu görülür hale getirmek için bir enzimden yararlanılmaktadır. ELISA testi ile enfeksiyon etkenleri veya bunlara karşı vücudun oluşturduğu antikorlar saptanabilmektedir.

HIV testleri, virüsün varlığını belirlemek ve erken teşhisle tedaviye başlanmasını sağlamak açısından kritik öneme sahiptir. Günümüzde farklı test yöntemleri, enfeksiyonun farklı aşamalarında veya maruziyet sonrası farklı zaman dilimlerinde tanı koyma yeteneğine sahiptir. HIV test yöntemleri aşağıdaki gibidir.

ELISA (Enzyme-Linked Immunosorbent Assay) Testi

Bu test, vücudun HIV'e karşı ürettiği antikorları veya virüsün kendisine ait olan antijenleri (p24 antijeni) saptar. Genellikle ilk tarama testi olarak kullanılır. Enfeksiyondan sonra antikorların oluşması ve saptanabilir seviyeye gelmesi belirli bir zaman alır ki bu süreye pencere dönemi denir. Antijenlerin saptanması ise daha erken bir dönemde mümkün olabilir. ELISA testinin pozitif çıkması durumunda, sonucun doğrulama testleriyle teyit edilmesi gerekir.

Doğrulama Testleri

ELISA testinden pozitif sonuç alındığında, bu testin yanlış pozitif olma ihtimaline karşı daha özgül ve hassas doğrulama testleri yapılır. Bu testler, HIV'e özgü proteinleri daha detaylı bir şekilde analiz ederek tanıyı kesinleştirir. Doğrulama testi de pozitif çıktığında, kişiye HIV pozitif tanısı konulur.

Antijen/Antikor Kombine Testleri

Yeni nesil HIV testleri, virüsün p24 antijenini ve aynı zamanda virüse karşı oluşan antikorları aynı anda saptayabilir. Bu sayede, virüse maruziyetten sonra daha erken dönemde (yaklaşık 18-45 gün içinde) tanı konulabilmektedir, çünkü antijenler antikorlardan daha önce ortaya çıkar.

Nükleik Asit Testleri (NAT/PCR - Polimeraz Zincir Reaksiyonu)

Bu testler, virüsün genetik materyalini (RNA) doğrudan saptar. Enfeksiyonun çok erken dönemlerinde bile virüsün varlığını belirleyebilirler. Özellikle şüpheli yüksek riskli maruziyet sonrası veya kombine testlerin henüz virüsü saptayamadığı pencere dönemlerinde tercih edilebilir. Ayrıca, tedaviye yanıtı izlemek ve viral yükü belirlemek için de kullanılırlar.

Test Zamanlaması ve Önemi

HIV testinin ne zaman yapılacağı, maruziyet riskine ve kullanılan testin türüne göre değişiklik gösterebilir. Ancak genel olarak, şüpheli bir temastan sonra belirli bir süre ve ardından test yaptırmak önemlidir. Erken teşhis, hem virüsün kontrol altına alınarak kişinin sağlık durumunun korunması hem de virüsün başkalarına bulaşmasının önlenmesi açısından hayati bir adımdır. HIV testi, gizlilik esasına uygun olarak ve danışmanlık hizmetiyle birlikte sunulmalıdır.

HIV/AIDS Nasıl Tedavi Edilir?

AIDS hastalığının kesin bir tedavi yoktur ancak günümüzde kullanılan üçlü ilaç tedavileri kandaki virüs miktarını çok azaltmakta ve bağışıklık sisteminin uzun süre korunmasını sağlayabilmektedir. Fakat ilaç tedavisi ile HIV enfeksiyonunu tamamen ortadan kaldırılması mümkün değildir. Bu ilaçların ömür boyu kullanılması gerekmektedir.

Günümüzde uygulanan bu tedaviler, Antiretroviral Tedavi (ART) olarak adlandırılır ve HIV ile yaşayan bireylerin yaşam kalitesini önemli ölçüde artırmış, beklenen yaşam sürelerini ise normal popülasyona yaklaştırmıştır. Tedavinin temel amacı, virüsün çoğalmasını durdurarak kandaki viral yükü saptanamaz seviyelere indirmek ve bağışıklık sisteminin temel hücreleri olan CD4 T hücrelerinin sayısını artırarak vücudun enfeksiyonlara karşı direncini yeniden kazanmasını sağlamaktır.

Bu ilaç kombinasyonları, virüsün yaşam döngüsünün farklı aşamalarına etki eden çeşitli ilaç sınıflarını içerir. Tedavinin başarısı, ilaçların düzenli ve eksiksiz bir şekilde alınmasına yani tedaviye yüksek uyuma bağlıdır. İlaç dozlarının atlanması veya düzensiz kullanılması, virüsün ilaçlara karşı direnç geliştirmesine yol açabilir, bu da tedavi seçeneklerini kısıtlayabilir. Bu nedenle hasta ve doktor arasındaki iletişim ve tedavi planına sıkı bağlılık büyük önem taşır.

Tedavi sürecinde düzenli tıbbi kontroller ve kan testleri (viral yük ve CD4 sayımı) yapılır. Bu testler, tedavinin etkinliğini izlemek, ilaç dozajlarını ayarlamak ve olası yan etkileri yönetmek için kritik öneme sahiptir. Modern ART rejimleri genellikle iyi tolere edilse de, kişiden kişiye değişen yan etkiler görülebilir. Bu yan etkiler genellikle zamanla azalır veya farklı ilaç kombinasyonları ile yönetilebilir.

Antiretroviral tedavi, sadece HIV ile yaşayan bireylerin sağlığını korumakla kalmaz, aynı zamanda virüsün bulaşma riskini de önemli ölçüde azaltır. Kandaki viral yükün saptanamaz seviyelere inmesi durumunda (belirlenemeyen = bulaştırılamayan, U=U prensibi), HIV'in cinsel yolla bulaşma riski pratik olarak sıfıra yaklaşır. Bu da, tedavi alan kişilerin hem kendileri hem de partnerleri için önemli bir güvence sağlar. HIV/AIDS tedavisi, multidisipliner bir yaklaşım gerektirir. Enfeksiyon hastalıkları uzmanlarının yanı sıra psikologlar, beslenme uzmanları ve sosyal hizmet uzmanları da hastanın genel sağlığı ve yaşam kalitesi için destek sağlayabilir.

HIV/AIDS'ten Korunma Yöntemleri Nelerdir?

HIV/AIDS'ten korunma, virüsün bulaşma yollarını bilmek ve bu riskleri ortadan kaldıracak önlemleri alarak mümkündür. Bilinçli davranışlar ve tıbbi ilerlemeler sayesinde HIV enfeksiyonunun yayılması büyük ölçüde engellenebilir. HIV’den korunmak için yöntemler aşağıda sıralanmıştır;

Güvenli Cinsel İlişki

HIV'in en yaygın bulaşma yolu korunmasız cinsel ilişkidir. Bu riski en aza indirmek için doğru ve düzenli kondom kullanımı hayati önem taşır. Tek eşli ilişkiler veya partnerin HIV statüsünü bilmek de riski azaltan faktörlerdendir.

Kan ve Kan Ürünleri Güvenliği

Kan nakli yoluyla bulaşma riski, günümüzde kan bağışlarının sıkı testlerden geçirilmesi sayesinde büyük ölçüde ortadan kaldırılmıştır. Ancak dövme, piercing veya tıbbi olmayan cerrahi işlemler gibi durumlarda steril olmayan aletlerin kullanılması risk teşkil edebilir. Bu tür işlemlerde hijyen kurallarına ve sterilizasyona azami özen gösterilmelidir.

Annelerden Bebeklere Bulaşmanın Önlenmesi (Dikey Geçiş)

HIV pozitif annelerden bebeklerine gebelik, doğum veya emzirme sırasında virüsün bulaşma riski vardır. Fakat modern tıbbi yaklaşımlar sayesinde bu risk önemli ölçüde azaltılabilir. Hamilelik sırasında düzenli HIV testi yaptırmak, teşhis konulduğunda uygun ilaç tedavisine başlamak ve doğum sonrası süreçte gerekli önlemleri almak (örneğin, anne sütü yerine mama tercih etmek), bebeğin virüsü kapmasını engelleyebilir. Koruyucu ilaç tedavileri, bu yolla bulaşmayı yüzde 1'in altına düşürebilmektedir.

Temas Öncesi Korunma (PrEP - Pre-Exposure Prophylaxis)

HIV enfeksiyonu riski yüksek olan kişiler için geliştirilmiş bir yöntemdir. Düzenli olarak ilaç kullanarak HIV'e maruz kalmadan önce koruma sağlamayı amaçlar. Özellikle riskli cinsel ilişki geçmişi olan bireyler veya HIV pozitif partneri olan kişiler için bir önleyici seçenektir.

Temas Sonrası Korunma (PEP - Post-Exposure Prophylaxis)

Cinsel yolla maruz kalma, iğne batması gibi acil durumlarda HIV'e potansiyel olarak maruz kaldıktan sonra 72 saat içinde başlanan kısa süreli ilaç tedavisidir. Virüsün vücutta yerleşmesini engellemeye yardımcı olur. En kısa sürede bir sağlık kuruluşuna başvurmak ve tedaviye başlamak büyük önem taşır.

Düzenli Test ve Bilinçlenme

Erken teşhis, hem bireyin sağlığı için hem de virüsün başkalarına bulaşmasını önlemek adına kritik öneme sahiptir. Riskli davranışlarda bulunan kişilerin düzenli olarak HIV testi yaptırması ve HIV/AIDS hakkında doğru bilgiye sahip olması, korunma stratejilerinin temelini oluşturur.

HIV/AIDS'ten korunma, bireysel sorumluluk ve toplum bilinciyle sağlanabilecek uzun soluklu bir mücadeledir. Herkesin üzerine düşeni yapması, bu küresel sağlık sorununun kontrol altına alınmasına yardımcı olacaktır.

AIDS / HIV Hakkında Sık Sorulan Sorular

AIDS hastalığının ilk belirtileri nelerdir?

HIV ilerleyip AIDS evresine geçtiğinde, hızlı kilo kaybı, gece terlemeleri ve tekrar eden ateş, aşırı yorgunluk, lenf bezlerinde şişme, ağız ve cinsel organda oluşan beyaz leke görünümünde yaralar, deri döküntüleri ve kronikleşen ishal aids belirtileri olarak yaşanır.

HIV nedir?

HIV, insan bağışıklık yetmezlik virüsü olup, vücudun bağışıklık sistemine saldıran, korunmasız cinsel ilişki, kan ve uyuşturucu enjeksiyonu gibi aletler yoluyla bulaşan bir virüstür. Bağışıklığı koruma veya iyileştirmeye yönelik tedavi programı uygulanmaz ve virüs kontrol altına alınmazsa AIDS'e dönüşebilir.

Hıv pozitif nedir?

HIV (+) pozitif olması vücutta insan bağışıklık yetmezliği virüsü olarak bilinen HIV virüsünün bulunduğu anlamına gelir. Bu virüs vücudun enfeksiyonla savaşmasına yardımcı olan hücrelere saldırarak kişiyi enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale getirir.

Anti HIV pozitif ne demek?

Pozitif bir Anti HIV antikor testi, vücudun HIV'e maruz kaldığı (vücudun antikor ürettiği) anlamına gelir. Pozitif HIV testi olan bir kişinin bu tanıyı doğrulamak için daha fazla test yaptırması da gerekebilir.

AIDS belirtileri vücudun neresinden başlar?

En sık görülen erken AIDS belirtileri boyun, koltuk altı veya kasıktaki lenf düğümlerinin ağrısız bir şekilde şişmesidir. Bununla birlikte kan damarı duvarlarındaki tümör oluşumu olan kaposi sarkomu genellikle ciltte ve ağızda pembe, kırmızı veya mor lezyonlar şeklinde ortaya çıkar.

AIDS kesin tedavisi var mı?

AIDS hastalığının kalıcı ve kesin bir tedavisi yoktur ancak semptomların iyileştirilmesi, şikayetlerin azalması ve öldürücü etki oluşmaması adına uygulanacak ilaç tedavileriyle aids hastalığı hayat boyu kontrol altına alınmaya çalışılır.

HIV tedavisinde kullanılan ilaçlar nelerdir?

Yüksek riskli temas durumunda korunma amacıyla HIV ilaçları (antiretroviral ilaçlar) kullanılabilmektedir. Bu konuda uzman bir hekime başvurarak karar verilmesi ve eğer uygunsa zaman geçirmeden koruyucu tedaviye başlamak gerekmektedir. HIV aşısı için araştırmalar sürmektedir. Şu anda kullanımda olan herhangi bir aşı bulunmamaktadır.

AIDS öldürür mü?

Dikkate alınmayıp ilaç tedavisiyle kontrol altına alınmayan AIDS vakalarında zayıflamış bağışıklık sistemlerinin bir sonucu olarak enfeksiyon veya kanser durumu oluşursa hastalık kişiyi ölüme götürebilir.

HIV taşıyıcı anne bebeğini emzirebilir mi?

HIV anne sütünde de bulunabildiği için bu enfeksiyonu olan annelerin bebeğini emzirmesi tavsiye edilmemektedir.

HIV pozitif olunca ne olur?

HIV pozitif olunca, bağışıklık sistemi ciddi şekilde zayıflar ve hasar görebilir, tedavi edilmezse aids'e dönüşür. HIV ile enfekte olan kişilerde virüs bağışıklık sistemine saldırır, zayıflayan ve hasar gören bağışıklık sistemi kanser ve ciddi enfeksiyonlar gibi yaşamı tehdit eden hastalıklara karşı vücudu koruyamaz.

HIV belirtileri ne zaman ortaya çıkar?

HIV belirtileri kişiden kişiye değişir ve farklı zamanlarda ortaya çıkabilir. Genellikle virüs vücuda girdikten yaklaşık 2-4 hafta sonra grip benzeri semptomlar (ateş, boğaz ağrısı, yorgunluk gibi) görülebilir, bu evre akut HIV enfeksiyonu olarak adlandırılır. Bu ilk belirtiler geçtikten sonra, çoğu kişide yıllarca sürebilen belirgin bir semptomun olmadığı bir dönem yaşanır. Bağışıklık sistemi ciddi şekilde zayıfladığında ise AIDS evresine özgü, fırsatçı enfeksiyonlar ve ciddi belirtiler (hızlı kilo kaybı veya kronik ishal gibi) ortaya çıkar.

HIV testi ne zaman yapılmalıdır?

HIV testi, doğru sonuç alabilmek için olası bir maruziyet sonrası belirli bir pencere dönemi geçmesini gerektirir. Virüsün genetik materyalini doğrudan saptayan PCR (NAT) testleri maruziyetten yaklaşık 10-33 gün sonra kullanılabilir. Hem antijen hem de antikorları saptayan kombine testler ise riskli temastan yaklaşık 18-45 gün sonra güvenilir sonuçlar verir. Sadece antikorları saptayan ELISA testleri için ise bu süre genellikle 3 hafta ile 3 ay arasındadır. Riskli teması olan herkesin, herhangi bir belirti olmasa bile düzenli test yaptırması ve doğru test zamanlaması için bir sağlık uzmanına danışması önemlidir.

 

Memorial Tıbbi Yayın Kurulu tarafından hazırlanmıştır.

Güncelleme Tarihi : 7 Temmuz 2025

Yayınlanma Tarihi: 23 Mart 2024